Tlos Antik Kenti

Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Vadisi’ne hakim konumuyla öne çıkan Tlos Antik Kenti Likya Bölgesi’nin önemli yerleşimlerindendir. Seydikemer İlçesi’nin yaklaşık 15 km güneydoğusundaki Yakaköy Mahallesi sınırları içerisinde kalan kent tarihi değerlerinin yanı sıra zengin su kaynaklarının beslediği doğasıyla da etkileyicidir. Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağlar’ın sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güney yönde kalan Saklıkent Kanyonu ile kuzeybatıda bulunan Seydikemer İlçesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Tlos Antik Kenti’nin komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yeralmaktadır.

Eski Yunan mitoslarına göre her antik kentin bir kuruluş efsanesi ve bir de kurucu kahramanı bulunmaktadır. Tlos'un kuruluş efsanesinde kent adının Tremiles ile Praxidike’nin dört oğlundan biri olan “Tloos”dan geldiğine inanılmaktadır. Ve hatta Pinaros, Xanthos ve Kragos’un da onun kardeşleri olduğu kabul edilmektedir. Ancak Tlos isminin Hellenler’le hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Tlos kent adı Likçe bir ifade olan “Tlawa” kelimesinden türetilmiştir. Tlawa ismi ise, M.Ö. 15. yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde sıklıkla karşılaştığımız Lukka toprakları içerisindeki “Dalawa” yerleşimi ile özdeştir. Yazılı belgelerde Tlos için belirleyici olan Hitit Dönemi yerleşim tarihi antik kentte ele geçen arkeolojik buluntularla da desteklenmektedir. Özellikle Geç Tunç Çağ’a tarihlenen buluntular arasında taş balta ve küçük el aletleri ile farklı formlar gösteren bronz baltalar, hançer ve ok uçları öne çıkmaktadır. Bunlardan başka Stadyum düzlüğündeki kazılar esnasında mimari bir konteks ile birlikte gün ışığına çıkan seramikler de bu dönemin habercilerindendir.

Tlos’da yaşayan ilk insanların geçmişi hem kent merkezinde gerçekleştirilen kazılarda ele geçen arkeolojik veriler hem de Tlos teritoryumunda yeralan Arsa ve Girmeler mağara/ höyük buluntuları ışığında Hititler zamanından çok daha öncesine geri gitmektedir. Tlos Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmaları esnasında Tunç Çağı ve Kalkolitik Döneme tarihlenen seramik, taş balta, çakmaktaşı ya da obsidiyen el aletleri ile süs eşyaları gibi buluntulara rastlanılmıştır. Girmeler yerleşimindeki buluntular arasında Neolitik Dönemden itibaren tarihlenen, Hacılar ya da Kuruçay seramikleriyle yakın benzerlik gösteren çömlek parçaları da yeralmaktadır. Tavabaşı mağaraları da benzer şekilde bölgenin prehistorik dönem insanlarının sosyal yaşamlarının detaylarını sunan arkeolojik buluntular içermektedir. Mağara içlerinde ve çevresinde bulunan kalıntılar Neolitik Dönem’e kadar tarihlenebilmektedir. Ayrıca mağaraların dış yüzeylerinde bulunan farklı ikonografideki kaya resimleri erken dönemlere ait Tavabaşı yerleşiminin diğer kanıtlarındandır.

Tlos ve yakın çevresinde Neolitik Dönem ile başlayan yerleşimin Demirçağ’a kadar kesintisiz devam ettiği örneklerle belgelenmiştir. Ayrıca son yıllarda Tlos’da yürütülen kazılar esnasında Erken Demir Çağ ve Geometrik Döneme ait yerleşim katmanlarına da ulaşılmıştır. Likya kentleri arasında başlangıçtan itibaren her ne kadar sürekli bir birliktelik gözlemlense de, M.Ö. 540 yıllarında Harpagos önderliğinde Pers ordularının Likya’yı istila etmesiyle bağımsızlık yitirilir ve beylikler dönemi sonuna kadar tüm Likya Bölgesi Pers egemenliği altında kalır. M.Ö. 360 yıllarında Limyra Beyi Perikle’nin Perslere karşı başlattığı bağımsızlık savaşının başarısızlıkla sonuçlanması ardından Likya kısa bir süreliğine Karya Bölgesi’ne bağlanır. M.Ö. 333 yılında Büyük İskender Likya’ya egemen olmuştur. İskender’in ölümünün ardından egemenlik sırasıyla Antigonoslar, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos arasında sürekli el değiştirmiştir. Likya’nın bu karmaşık dönemi, M.Ö. 168/67 yıllarında Roma Senatosu tarafından Likya’nın bağımsızlığının tanınması ve böylece de Likya Birliği’nin resmileştirilmesiyle son bulmuştur. Tlos Antik Kenti Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra gibi birliğin üç oy hakkına sahip en büyük altı şehrinden biri olarak kabul edilmiştir. M.S. 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis ünvanını taşımaya devam etmiştir. Bu önemden kaynaklanmış olsa gerek ki, Patara’da dikilen Yol Klavuz Anıtı’nda vurgulandığı gibi, Likya yol ağı yedi farklı yönden Tlos’a bağlanmış; güneyde Xanthos’tan, güneybatıda Pinara’dan, batıda Telmessos’tan, kuzeybatıda Kadyanda’dan, kuzeyde Araxa’dan, kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve doğuda Choma’dan gelen ticari yollar Tlos’da kesişmiştir.

Hristiyanlık Dönemi ile birlikte Likya’da oluşturulan önemli piskoposluk merkezleri arasında Tlos’un da adı geçmektedir. Örneğin M.S. 451 yılında Tlos piskoposu Andreas, Chalkedon Konsil toplantısına katılmıştır. Piskopos Andreas ayrıca, M.S. 458 yılında Myra Metropolünün Doğu Roma İmparatoru I. Leo’ya yazdığı mektubu da imzalamıştır. M.S. 7. yüzyıla tarihlenen bir mühür üzerinde Ioannes adında Tlos’lu başka bir piskoposun adı okunmaktadır. M.S. 879 yılındaki Konstantinopolis Konsiline Tlos’lu Piskopos Andreas katılmıştır. Tlos’un Likya şehirleri arasındaki bu dinsel öneminin M.S. 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik buluntularla belgelenmiştir. Örneğin M.S. 11. yüzyıla tarihlenen ve üzerinde Tlos’lu piskopos Theodoros’un ismi kazınan başka bir mühür günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Tlos Antik Kenti sahip olduğu tarihsel önemi önce Beylikler Döneminde hissettirmiş, daha sonra da bunu Osmanlı Döneminde sürdürmüştür. Menteşeoğulları Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünden sonra Güneybatı Anadolu’daki Bizans egemenliğine son vermiş ve Muğla merkez olmak üzere bölgede 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl başlarına kadar devam eden bir hâkimiyet kurmuştur. Bu esnada Tlos Antik Kenti ve çevresinde daha eski kalıntılar üzerinde yeni yerleşim alanları oluşturulmuştur. Türbe Mahallesindeki kalıntılar Beylikler Döneminden günümüze sağlam olarak ulaşmış örneklerdendir. Bölge daha sonra diğer Anadolu Beylikleri’nde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altına girmiş ve böylece Muğla İli “Menteşe Vilayeti” olarak adlandırılmıştır. Tlos Akropolünün zirvesinde antik dönem kalıntıların kullanılmasıyla inşa edilen görkemli şato da Osmanlı Dönemine aittir. Arşiv kayıtlarından şatonun Menteşe Sancağı sınırları içerisinde kaldığı ve 19. yüzyılın başında sancağın iki ayanından bir olan sabık ayan Ali Ağa tarafından inşa ettirildiği bilinmektedir.

Uzun süre kendi kaderine terk edilen Tlos Antik Kenti 19. yüzyılda bölgeye gelen seyyahlar tarafından yeniden keşfedilmiştir. Tlos Antik Kenti’nde yürütülen ilk kapsamlı ve bilimsel araştırmalar ise1994 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Akdeniz Üniversitesi işbirliğinde başlatılan yüzey araştırmalarıdır. 2005 yılında kazı izninin verilmesi ile birlikte kentin anıtsal yapılarının kazısına başlanmıştır. Tlos Antik Kenti 6 Şubat 2009 tarihi itibariyle UNESCO’nun Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme kapsamında “Dünya Mirası Geçici Listesine” eklenmiştir. Tlos Antik Kentinin zengin kültürel ve doğal mirasının “Dünya Miras Listesinde” daha fazla temsil edilebilmesi amacıyla Akropol Kaya Mezarları, Stadyum Alanı, Tiyatro, Büyük Hamam, Kronos Tapınağı ve Kent Bazilikası gibi kentin anıtsal yapılarının kazılarına öncelik verilmiştir. Bunlardan başka bölgenin prehistorik tarihini şekillendiren Girmeler Mağarası gibi önemli bir yerleşim alanında da kazı çalışmaları yürütülmektedir. Turistik gezi rotasındaki anıtsal yapıların dışında Tlos Antik Kenti ve çevresinde keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda yapı grubu bulunmaktadır. Bu amaçla antik kentte sürdürülen sistemli kazı çalışmaları dışında teritoryumunda yüzey araştırmaları da yapılmaktadır.